IMG_0092

İstanbul’a bir elçi daha!

İspanyolların kıskandığı Kanadalı , İstanbulluları büyüledi. Rumba Flamenko’nun Juno ödüllü ustası Avrupa turnesinin son konseri için ülkemizde geldi.

Yaptığı işi çok sevse de , ailesinden uzak kaldığı için nefret ettiğini de saklamayan Jesse Cook, Avrupa turnesinin son konseri için geldiği İş Sanattaki gecesinin öncesinde onu uzun zamandır bekleyen koltukların sahipleri gelmeden konuştuk.

ES : Rumba flamenko tarzı müzik yapıyorsunuz ? Bu türün Flamenko’dan farkı nedir?

JC: Flamenko aslnda İspanya’nın güneyinde Endülüs’te çingelenelerin müziği olarak yorumlanabilir. Cante hondo, Fado gibi Rumba da bir flamenko türü. Daha çok çingenelerin tempolu parti müziği olarak da yorumlanabilir. Çok derin anlamlar yüklenmemiş, eğlenmeye ve iyi zaman geçirmeye odaklanmış bir flamenko. Ben bu türü günümüze uyarlamaya çalışıyorum.

ES : Yeni albümünüzün adı “Rumba Foundation” . Bir hikayesi var mı?

JC: Albümü hazırlarken, rumbanın başlangıç yıllarına döndüm. 1800’lü yıllarda Küba’dan gelen ispanyol denizciler , okyanusun diğer tarafından rumbayı da yanlarında getirdiler ve flamenkoyu zenginleştirdiler. Ben de yüzyıllar sonra bu müziği günümüzde yaşatmak için elimden geleni yapıyorum.

ES: bir önceki “Frontiers” albümünüz Billboard’ta 1 numara oldu. Çalışamlarınızın liste avcısı gibi görünmesi sizi rahatsız ediyor mu?

JC: Aslında bir albüm Billboard’ta bir numara olmuşsa, insanlar çok sevdikleri ve satın aldıkları için buraya gelmiştir. Bence daha önemlisi, popülerliğn bir sanatçıya ne getirip ne götürdüğünü bilmesidir. Madonna’nın dünyanın en popüler şarkıcısı olması, Mozart’tan daha yetenekli olduğunu gösterir mi acaba? Aslında yaptığım müziğin karmaşık olmasından çok daha kolay anlaşılabilecek ve dinleyeni mutlu edebilecek formda olması için uğraşıyorum.

ES: Çocukuluğunuzda annenizin aldığı oyuncak gitarın sizi bu noktaya getireceğini biliyor muydunuz ?
JC: 3 yaşındayken annem bana o gitarı almış. Her ne kadar o yaştan beri çaldığımı söylese de ben 6 yaşında gitar dersleri almaya başladım. Şimdi oğlumun da bir oyuncak gitarı var. Şimdilik tellerine vursa da gitarıyla yaşamak isteyip istemediğine o karar verecek.

ES : Bir Kanadalı olarak Flamenko müzik yapmak zor değil mi? Yaşadığınız kültürün müziğini yapmak yerine neden daha zor olanı seçtiniz?

JC: Aslında benim müziğim ispanyollara uzansa da (bilinenin aksine Flamenko’nun doğrudan İspanyollarla ilgisi henüz kanıtlamadı. İspanya’ya gelen flamanların yada çingenelerin müziği mi olduğu hala tartışılıyor) kendi kültürümü de yansıtmıyor değil. Ben İspanyol olsaydım, Paco De Lucia’nın pudo flamenkosunu yapardım. Yaşadığım yerde dünyanın her kesiminden insan var. Dolayısıyla kültürlerin birbirine karıştığı bu yerde müziğim kolay algılanabiliyor.

ES: Türkiye’ye ilk gelişiniz değil mi? Sizi İstanbul’a aşık edebildik mi?

JC:Malta’da konser vermeden orası hakkında hiçbir bilgim yoktu. Akdenizde bir kıta parçası olarak düşünüyordum. Fakat tarihi eserleri görünce fikrim değişti. Ancak açık söylemek gerekirse, İstanbul, Malta’dan çok daha güzel bir şehir. Dar sokaklar, küçük cafeler, ve tarih dokusuyla kesinlikle eşsiz.

ES: 2010 yılında İstanbul , Avrupa’nın kültür Başkenti olacak. Siz önümüzdeki yıl yine burada görmek isteriz.

JC: Gelecek yıl yeniden gelmeyi ben de çok istiyorum. Önümüzdeki yıl bir DVD hazırlamayı düşünüyorum. Amerikan PBS televizyonu için bir belgesel de söz konusu. Bildiğiniz gibi ben enstrümantal parçalar besteliyorum. Sözleri olmadığı için isimleri koyarken de yaşadıklarımdan esinleniyorum. Örneğin Byzantium Underground adlı şarkımda (1998 yılında çıkan Vertigo albümünde yer alıyor) Bizans kültüründen etkilenmiştim. İstanbul’u gördükten sonra burada daha fazla kalmam gerektiğini düşünüyorum. Tarih boyunca kültürlerin köprüsü olan Asya ve Avrupayı birleştiren bu şehir insanları buluşturan bir pazar yeri olmuş. Eski ve yeni kültürlerin olağanüstü harmanlandığı İstanbul benim müziğimle de örtüşüyor. Flamenko müziğini ben de güncel synthisizer sesleriyle birlikte yoğuruyorum ve sanırım bu şehir beni daha çok çağıracak. Belgeselimi hazırlarken İstanbul’a kesinlikle yeniden gelmeyi düşünüyorum.